Roma Dönemi:
Büyük İskender'in ölümünden sonra; Makedonya Kralı V.Pilip, Yunanistan'ı
hakimiyeti altına almaya çalışırken Seleukos Kralı Antiochos III'de donanması
ile Ege kıyılarını ve Çanakkale Boğazı'ndaki, Lampsakos'u zapdetti.
Lampsakos'lular, Anadolu şehirleri içinde bir ilk olarak Roma'ya gönderdikleri
heyetle kendilerinin kurtarılmalarını ve yardım edilmesini istediler. (MÖ 197)
Roma ile Selevkoslar arasında yapılan savaş sonunda MÖ. 188 yılında Apamea
Kibatos, şehrinde barış antlaşması yapıldı.Lapseki ve boğazlar Romalıların
müttefiki Bergama Kralı Evmenes'in koruyuculuğuna bırakıldı.Sonraki dönemlerde
Roma imparatorluğu Anadolu üzerindeki hakimiyetini daha da arttırarak Bergama ve
Bitinya krallıklarını da ortadan kaldırdı ve böylece bölgede tek güç olarak
kaldı. Lapseki de kesin olarak Roma hakimiyeti altına girdi.
Bizans dönemi:
Roma İmparatorluğunun doğu ve batı diye ayrılması ve İstanbul'un Doğu Roma'nın
başkenti olması ile beraber Gelibolu'nun Bizans Döneminde ticaret ve liman
bakımından önem kazanması dolayısı ile Lapseki'nin eski durumunu muhafaza
etmesine imkan kalmadı. MS. 471 yılında Justinianus'un Gelibolu'yu boğazın
kontrolü için tahkim etmesi, tersaneler kurması bu şehrin bölgede yeni bir
merkez olarak ortaya çıkmasını sağladı. Lampsakos'un eski parlak durumunu
koruyamamasının bir nedeni de, yakınlarında bulunan Abydos(Nara Burnu) kentinin,
Bizans döneminde Piskoposluk merkezi olması ve gümrük teşkilatının kurularak
ticareti kontrol etmesi gösterilebilir. Bugünkü Lapseki şehrinde eski devirlere
ait eserler tam olarak gün ışığına çıkmamıştır. 19 yüzyılın sonlarında özellikle
mermer direkli Antuvan devrine ait eserler bulunmuştu. Çıkan buluntuların büyük
kısmı Roma egemenliği döneminden kalmadır. İlkçağ kenti Akropolisinin, burada
olduğu tahmin edilmektedir. Sözü edilen yerde sur izleri ile toprağa karışmış
bol sayıda çanak çömlek kırıkları görülmektedir. Lampsakos şehri zamanla diğer
küçük site devletleri gibi eski durumunu kaybetmiştir. Çünkü bu devirlerde küçük
şehir devletleri hemen her vakit düşman olan tarafın tuzağına düşerek ortadan
kalkarlar, aradan kısa bir süre geçince ya kendileri yada kendilerine yardıma
gelen müttefikleri sayesinde tekrar özgürlüklerine kavuşurlardı.
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi:
Osmanlılar, Bursa dolaylarında devletleşme yolunda adımlar attığı sırada
Çanakkale Boğazı'nın, Anadolu ve Rumeli yakaları da Bizans toprakları içindeydi.
Aydınoğullarından Umurbey, Melik İshak, Halil Ece, Saltık Bey,
Karesioğullarından Yahşi Bey ve Alaaddin Beyler Anadolu yakasındaki birçok yeri
hakimiyetleri altına almışlardır. Bu esnada Gelibolu, Bizanslı Tekfur
Kantakuzen'in elinde bulunuyordu. Osman Bey zamanında bir aşiret görünümdeki
Osmanlı Devleti, Orhan Bey zamanında devlet hüviyetine sahip olmuş ve kuvvetleri
ile Karesi ve Saruhan Beylikleri ortadan kaldırdıktan sonra Lapseki ve çevresini
de ele geçirmişti. Orhan Gazi zamanında Süleyman Paşa önderliğindeki Osmanlı
ordusu Rumeli’ye geçmeden az önce Lapseki’yi fethetmek için yürümüştür.O zaman
Bizans’ın elinde bulunan Lapseki’ye padişahın fermanını götürmek için üç tane
Osmanlı süvarisi görevlendirilmiştir.Bu süvarilerin atları al(kırmızı)renklidir.
Süvariler Lapseki’nin tam güneydoğu istikametine geldikleri sırada takriben şu
anda ilçeye bir kilometre mesafede küçük bir tepe üzerinde Bizanslılar
tarafından şehid edilmişlerdir.Şehidin bir tanesinin cesedi bulunamamıştır.Bu
şehidlerin gömüldüğü yer halk dilinde “İKİ AL ATLI” şeklinde söylenegelmiştir.Bu
şehidler için aynı yerde iki adet mezar mevcuttur.1356 yılında ise Orhan Bey'in
oğlu Şehzade Süleyman Paşa, Ece Bey, Hacı İlbey, Gazi Fazıl Bey ve Evranos
Beyler Güreci ile Lapseki arasına gelerek ilk defa fetih amacıyla Gelibolu'ya
geçtiler. Bu arada Orhan Bey Umurbey'deki kiliseyi camiye çevirdi. Gazi Süleyman
Paşa'da, Lapseki'de bugünkü camiyi yaptırdı.

Osmanlılar’ ın Rumeli’ye geçiş olayı tarih kitaplarında farklı şekillerde
anlatılmaktadır. Batılı kaynaklar ve bazı tarihçilerimiz Orhan Bey’in, düşman
saldırıları ile iyice bunalan Bizans imparatoru Kantekuzenos’a (kayınpederi)
yardım ettiğini ve Sırp ve Bulgar kuvvetlerini Dimetoka meydan savaşında yenerek
Edirne’yi Bizans adına kurtardığını (1352) Türklerden çok memnun kalan imparator
da bu memnuniyetini belirtmek için Rumeli’de, Gelibolu yakınlarında Çimpe
kalesini Türklere üs olarak verdiğini yazarlar. (1354) Böylelikle Türk
kuvvetleri, Bizans imparatorluğu sıkıştığında, Çanakkale Boğazı’nı geçmek
zorunda kalmadan hemen yardımına koşacaktı. Bu rivayette Türklerin Rumeli’ye
geçişinin fetih şeklinde olmayıp, Çimpe kalesinin yardım karşılığı verilmesiyle
gerçekleştiği iddia edilmektedir.
Sayfa 3 Devamı